

liveoffgrid.net web portalı
astroloji gazeteler gazete oku download sağlık spor oyun rüya tabirleri yemek tarifleri
Firefly çocuk cep telefonu
Author: admin

Teknolojinin en son harikası, Amerika’yı kasıp kavuran ürün Firefly “Çocuk Cep Telefonu” çocukların yüzünü güldürürken ebeveynlere de rahat bir nefes aldırıyor. Artık Türkiye’de de satışa sunulan Firefly anne ve babaların cep telefonu konusunda yaşadıkları hassasiyetlere yanıt veriyor.
Firefly, eğlenceli melodisi, 7 ayrı renkte ekran ışığı, 5 farklı animasyonu, yanıp sönen ışıkları, saydam ve değiştirilebilir kapağı, özel tasarlanan aksesuarları, dayanıklılık sağlayan özel malzemesi ve kullanım kolaylığıyla çocukların aileleriyle iletişimini eğlenceye dönüştürüyor. Tasarımı ile büyükleri kıskandıracak “Firefly”, tüm GSM operatörleri ile uyumlu ve sadece çocuklar için üretildi.
Ebeveynlerin karşı çıkabileceği tüm özelliklerden (mesajdan, oyundan, gereksiz arama ve aranmalardan) arındırılmış Firefly Çocuk Cep Telefonu, acil durumlarda hayat kurtarıcı da olabiliyor. Firefly, Anne - Baba figürlü arama tuşları ile çocukların aileleriyle iletişim kurmalarını kolaylaştırarak, kendilerini güvende hissetmelerini sağlıyor. Firefly’ın çocukların ve yakınlarının can güvenliği için önemli bir özelliği daha bulunuyor. Direk 112 Acil Servis’e bağlanan acil durum tuşuyla bu çocuk telefonu, acil durumlarda hayat kurtarıcı olabiliyor.
Yalnızca anne - babaların kullanabildiği özel şifreli menüsüyle tanımlanabilen 20 numara ve isteğe bağlı olarak devreye sokulabilen arama kısıtlaması özelliğiyle çocukların telefon kullanımında aileye yaşatabileceği sorunları ortadan kaldıran Firefly, ailelerin çocuklarını her anlamda kontrol altında tutmalarına da yardımcı oluyor.
2005 Wireless Widgets Cep Telekomünikasyonları ve İnternet Birliği - Ödülü, 2006’da Elektronik Eşya Tüketicileri Birliği tarafından “En İyi İcat” Ödülü kazanan Firefly Çocuk Cep Telefonu ihtiyaçlarınıza yanıt verecek.
read comments (0)Google, Doubleclick’i satın aldı
Author: admin

Google’ın, reklam verenlere, internet yayımcılarına ve reklam ajanslarına online olarak reklam verme ve yönetme teknolojileri sunan DoubleClick’i satın aldığı bildirildi.Google’dan yapılan yazılı açıklamada, şirketin Mountainview/California’daki merkezinin, Google’ın Doubleclick’i satın alma sürecinin tamamlandığını duyurduğu kaydedildi.
Google Üst Yöneticisi (CEO) Eric Schmidt, DoubleClick’i satın alma sürecinin tamamlanmış olmasından dolayı çok heyecanlı olduklarını belirterek, ”Google, DoubleClick’le lider bir ilan platformuna sahip oldu. Bu sayede teknolojideki ve altyapıdaki gelişmeleri hızlı bir şekilde pazara aktarabilmenin yanı sıra, yayımcılar, reklam verenler ve ajanslar için dijital medyanın etkinliğini, ölçümlenebilirliğini ve performansını gözle görülür bir şekilde artıracağız. Diğer yandan da kullanıcılar için reklamların etkin kullanımını ve işe yararlığını geliştireceğiz” değerlendirmesinde bulundu.
Nokia’ya Microsoft Silverlight geliyor
Author: admin

Nokia, dünyanın lider smartphone yazılımı S60, Series 40 cihazları ve Nokia İnternet tablet’lerinde Microsoft Silverlight teknolojisini kullanacak. Bu gelişmeyle, uygulama geliştirme uzmanlarına, S60 lisans sahiplerine ve bütün sektöre, önemli iş fırsatları ve ek geliştirme seçenekleri sunulacak.Finlandiyalı mobil iletişim devi Nokia, hem Symbian işletim sistemi üzerinde çalışan S60 yazılımına1, hem de Series 40 cihazlarına ve Nokia İnternet tablet’lerine Microsoft Silverlight teknolojisini ekleyecek. Silverlight desteği, geliştirme uzmanlarına, birden fazla platformda tutarlı ve güvenilir bir biçimde çalışan zengin ve interaktif uygulamalar yaratma olanağı verecek.
Nokia’nın yazılım stratejisi, çapraz platform geliştirme ortamlarına dayanıyor ve Nokia cihazları genelinde zengin uygulamalar yaratma imkanı sunuyor. Nokia, pazar lideri ve zengin içerikli İnternet uygulama ortamlarını desteklemeyi, ayrıca açık inovasyonu teşvik etmeyi hedefliyor. Şirket, Microsoft ile çalışarak, geliştirme uzmanlarına, S60 lisans sahiplerine ve bütün sektöre önemli fırsatlar ve ek seçenekler sağlıyor.
Nokia ile çalışmak, Microsoft’a da çeşitli avantajlar kazandıracak. Microsoft, S60 lisans sahiplerinin müşterileri de dahil çok sayıda mobil kullanıcıya ulaşacak. Silverlight, daha geniş bir çerçevede kabul görecek ve platform bağımsız olduğunu bir kez daha gösterecek. Geliştirme uzmanları ve tasarımcılar, sürekli olarak tekerleği yeniden icat etmek zorunda kalmayacak ve birden çok işletim sistemi, tarayıcı ve platform için farklı uygulama versiyonları ve servisler geliştirebilecekler.
Çapraz platformlu yazılım
Silverlight, yeni nesil ortam deneyimleri ve zengin interaktif uygulamalar sunmak için kullanılan çapraz tarayıcı ve çapraz platform özellikli bir ek yazılım olarak tanımlanıyor. Silverlight, dünya genelinde halihazırda 8.000’den fazla uygulamayı çalıştırıyor. Ayrıca, Entertainment Tonight, NBA ve NBC Universal gibi kuruluşlarda, müşterilere Web tabanlı deneyimler sunmak için kullanılıyor. Nokia ile yapılan anlaşma, milyonlarca cihazda kullanılmak suretiyle, Silverlight’ın uygulama alanını genişletecek.
Mobil servisler hızlanıyor
Pazar araştırma şirketi Ovum’un konu hakkındaki açıklaması şöyle: “Farklı cihazlar üzerinde çalışan zengin ve Web tabanlı servislere yönelik olarak pazarın açık bir talebi var; ama, bunları geliştirmek, ticari anlamda genellikle zor olabiliyor. Bu anlaşma, Microsoft açısından, Silverlight’ın çok sayıda üretici, platform ve cihaz tarafından kullanılması anlamına geliyor. Nokia ise kendi cihazlarındaki Web çalışma süresi seçeneklerini artırarak, daha fazla geliştirme uzmanına ve uygulamaya hitap ediyor. Bu durum, daha hızlı mobil servislerin yükselmesine yardımcı olacak ve her zaman her yerden cihaz tabanlı bilgi işlem yapılmasını mümkün kılacaktır.”
Daha fazla imkan
Silverlight, bu yıl içinde S60 geliştirme uzmanlarının hizmetine sunulacak. Hemen arkasından, S60 lisans sahiplerine ilk servis verilecek. Böylece, uygulama geliştirme uzmanları, Symbian tabanlı S60’a yönelik daha geniş bir uygulama ortamı portföyüne kavuşacaklar. Bugün, S60 geliştirme uzmanları, C++, S60 Web Run-time, Java™ dili, Flash Lite from Adobe ve Python kullanıyorlar.
Google Logo Yapsana
Author: admin
Arama moturu Google, 23 Nisan 2008 de “www.google.com.tr” adresinde yayınlayacağız logoyu belirlemek üzere Türkiye genelinde başlattığı “Google Logo Yapsana” yarışmasına Galatasaray Meydanı`nda tiyatro bölümü öğrencilerinin yaptığı bir etkinlikle duyurdu.Google logolu tişörtler giymiş tiyatro öğrencilerinin gerçekleştirdiği etkinlik vatandaşların büyük ilgisini çekti. İnsanların arasına karışan grup üyeleri aniden hareketsiz bir şekilde donup kaldı. Bakışları üzerine çeken grup pankart açarak yarışmanın duyurusunu yaptı ve insanları katılmaya davat etti. Google yetkililerinden oluşan bir jürinin oyları ile birinci seçilecek logo 23 Nisan günü tüm gün boyunca google Türkiye`nin ana sayfasındaki klasik Google logosunun yerine kullanılacak.
Bir kaşık bal öksürüğü kesiyor
Author: admin

ABD’de yapılan bir araştırma, çocuklara yatmadan önce verilecek bir tatlı kaşığı balın öksürüğü hafifletebileceğini ortaya koydu. Araştırmayı yapan Pennsylvania Üniversitesi Tıp Fakültesi doktorlarından Ian Paul ve arkadaşları, balın, öksürük ilacı verilmesi ya da hiç tedavi yoluna gidilmemesiyle karşılaştırılınca, en iyi seçenek olduğunu belirtti. Araştırmacılar, balın, tahriş olmuş boğazı kaplayarak yumuşatabileceğini kaydetti.
“Archives of Pediatrics and Adolescent Medicine” dergisinin bu ayki sayısında yayımlanacak araştırmayla ilgili doktor Paul, birçok ailenin bu buluşlarına güveneceklerini ve “Annelerimiz haklıymış” diyeceklerini söyledi. Doktorlar, araştırma sırasında aileleri aracılığıyla, üst solunum yolu enfeksiyonu bulunan 105 çocuğun bir bölümüne yaşlarına uygun dozda bal tadı verilmiş öksürük şurubu, diğerlerine yalnızca bal verdi. Çalışmanın sonunda, bal verilen çocukların daha iyi uyuduğu ve öksürüklerinin azaldığı aileleri tarafından bildirildi.
Bununla birlikte doktorlar, bir yaşın altındaki çocuklara, botulizm (ender rastlanan besin zehirlemesi) riski oluşturabileceği gerekçesiyle kesinlikle bal verilmemesi uyarısında bulunuyor.
Mutluluklar paylaştıkça çoğalır
Author: admin

33 yıllık full-time iş hayatımdan sonra artık özgürüm. Okuyorum ve yazıyorum. Daha da önemlisi bol bol seminer veriyorum. Seminerleri çalışma hayatımın içine sıkıştırmak zorunda değilim artık. Kendime çok zaman ayırabiliyorum. Maillerimin hepsine tek tek cevap veriyorum. Yazı yazabilmek için okumam gerekli tabii. Saatlerce okuyorum. Çok keyifli bir süreç yaşıyorum. Seminerlere de zaman ayırdığım için sevinçliyim.
Bu sevincime geçen hafta bir yenisi eklendi. Afyon Kocatepe Üniversitesi’nden seminer için çağırdılar. Hemen evet dedim. Amaç Afyon’u görmek değil tabii. Üniversite öğrencileri ile birlikte olmak keyifli diye düşündüm. Ahh ne iyi düşünmüşüm. Afyon’a trenle gittim. Gece saat 04.00 gibi Afyon’a vardım. Beni karşıladılar. Harika bir otele yerleştirdiler. 2 saat uyku ile sabah seminere başladım. Ama karşımdaki öğrencilerin heyecanı sayesinde ne uykusuzluğumu farkettim ne de yorgunluğumu. Akşama kadar nonstop konuştum. Aralarda
Seminer çok aktif geçti. Hatta 5-6 kişinin öğleden sonra İngilizce dersleri olmasına rağmen gidemediler. İngilizce kursundan izin aldılar ve seminerde kaldılar. Hep beraber çok güldük. Benim heyecanım onlara geçti. Onlarınki de bana tabii. Seminere katılım çok iyiydi. Çünkü daha seminerin başında söze girmek serbesttir dedim. Soru sormak serbesttir deyince rahatladılar. Ayrıca
Lisedeyken bir biyoloji hocam vardı. Sınıfa ilk girdiğinde İspanya’da şato kurmak yok derdi. Yani hayal kurmak yasaktı. Hocamın dediğini düşünerek öğrencilere baktım ama hayal kurana rastlamadım. Onların keyifli bakan gözleri sayesinde ben de enerjimden hiç kaybetmeden tüm gün konuştum. Son bir saati söyleşiye ayırdık. Onlar sordu ben cevap verdim. Kaç soru sorulduğunu hatırlamıyorum valla. Ama hepsi harikaydı. Bazen özelime bile girdiler. Bütün sorularına bütün açıklığımla cevap verdim. Çünkü onlar genç ve bizleri örnek almak istiyorlar.
Sadece bilimsel cümleler onları sıkar biliyorum. Onun için onları hiç sıkmadan hayatın içinden konuştum. Akşam bana Afyon’u gezdireceklerdi ama yine başka bir cafeye götürdüler. Başladılar sormaya. Bu gençler harikalar. Hiç aklıma gelmeyen sorular sordular. Bütün açık yürekliliğimle hepsine cevap verdim. Çok mutlu oldular. Onlar mutlu oldukları için ben de çok mutlu oldum. Onlara faydam dokunduğu için (kendi ifadeleri) keyifliyim.
Aynı gün İstanbul’a döndüğüm için çok yoruldum. Üstelik dönüş yolculuğu biraz zahmetli geçti. Çünkü başka bir tren kaza yaşmış, yol kapandı. Uzun bir bekleyişten sonra tekrar Afyon’a geri döndük. Bizi otobüslere bindirdiler. Tren kazasının ön tarafında bekleyen İstanbul’dan gelen başka bir trene götürdüler. İstanbul’a hareket ettiğimiz zaman gece saat 03.30 idi. Ama fiziki yorgunluktan ne çıkar. Yaşadığım hazzı düşününce yorgunluğum tamamen geçti.
Onların hayatlarına bir ufuk açabildiysem ve onları güldürdüysem bundan daha büyük mutluluk olur mu :) Kahkahaları salonu inletince hayatımın en mutlu anlarını yaşadım. O kadar masum ve o kadar temizler ki. İyi bir şeyler öğrenmeye o kadar açlar ki. Hemen beyinlerini ve kucaklarını açıyorlar.
Ayrılırken hepsiyle kucaklaştım. Öpüştük, sarıldık ve tekrar görüşme dileklerimizle ayrıldık. Tekrar aynı zor yolculuğu yapar mısın diye sorsanız yaparım derim. Birilerine bir şey öğretmek benim için bir misyon haline geldi. Hani deniz yıldızları hikayesini bilirsiniz ya. Ben yine de bilmeyenler için kısa yoldan anlatayım.
Kitabını yazmak için yazlığına giden bir yazar, sabaha kadar sahilde bir şeyler yapan bir adam görür. Saatler sonra adamın ne yaptığını çok merak eden yazar dayanamayıp sahile gider. Bir de bakar ki sahilin tamamına yakını deniz yıldızları ile dolu ve adamın biri sürekli yerdeki deniz yıldızlarını alıp denize atıyor. Yazar;
-Ne yapıyorsun diye sorar.
-Gün aydınlandığında bu deniz yıldızlarının hepsi ölecek onun için onları denize atmaya çalışıyorum.
-Ama burda binlerce deniz yıldızı var. Hepsini atamazsın ki ne farkeder ki.
Adam yere eğilir yerden bir tane deniz yıldızı alır ve elindekini göstererek;
-Bakın bunun için farketti işte diyerek onu denize atar.
Ben de ulaşabildiğim herkese bildiklerimi anlatarak hayatımı geçiriyorum. Bu inanılmaz mutluluk. Çok keyifliyim ve bu keyfi sizlerle paylaşmak istedim. Bilirsiniz mutluluklar paylaştıkça çoğalır. Şimdi kendimi daha iyi hissediyorum.
Sevgiler
Tülay Bilin
tulayb18@gmail.com
tulay@karmaastrology.com
Tülay Bilin kimdir?
Tülay Bilin çok uzun yıllar Hürriyet Gazetesinde çalıştıktan sonra, Nisan 2006‘ya kadar Dünya Gazetesinde İnsan Kaynakları Müdürü olarak çalıştı. Uzun yıllardır kişisel gelişim konusunda aldığı eğitimleri 10 yıldır profesyonel olarak çevresiyle paylaşmaktadır. Şirketlere verdiği eğitimler devam etmektedir. Ayrıca kişisel olarak sorunlarını çözmekte zorlananlar için de yüz yüze görüşmeler yapmaktadır. 2 yıl haftada bir gün radyo programı yapmıştır.
Kadınlarda beyin ön bölgesi duyarlılığı
Author: admin

Özlem, 35 yaşında aktif çalışan bir kadın. Yıllardır emek verdiği işi bir anda bozuluyor. İflas ediyor. Ya da eşi vefat ediyor. Ya da oğlu trafik kazası geçiriyor. Ya da kendisini etkileyen başka bir olay. Ve o ay içinde 3 kez mens kanaması geçiriyor ardından hiç adet görmüyor. Önce kadın doğum uzmanı ve tetkikler ve ardından psikiyatrist.
Elinde bir depresyon ilacı reçetesiyle ayrılıyor doktorun yanından. Bir daha hiç regl olamıyor. Ya da östrojen ilaçları alarak yapay adet görebiliyor.
Nedir Özlem hanımın derdi? Her sıkıntı geçiren kadın erken menapoza mı giriyor? Onu farklı kılan özelliği nedir?
Beyni…
Kadınların adet görmesini sağlayan hormonlar (FSH-LH) beyinde yer alan hipofiz bezinden salınır. Bu bez de emirleri hipotalamus adındaki diğer beyin bezinden alır. Hipotalamus, talamus adı verilen beyin bölümüne bağlıdır. Talamus, beyin ve vücuttan gelen tüm bilgileri alarak sağladığı elektrik akımıyla tüm vücudun dengeli bir biçimde çalışmasını sağlar. Buraya kadar olan beyin yapıların çalışması otomatik ve nesneldir. Buradaki nesnel yapıya duygu, düşünce ve davranış ruhunu katan beyin ön bölgesidir.
İşte Özlem hanımın esas sorunu beyin ön bölgesiyle ilgilidir. Burada olan ve yaşadığı stresli olaydan çok daha önce gelişen duyarlılık, stresin etkisiyle artmış ve ona erken menapoz olarak yansımıştır. Özlem hanımın tekrar düzenli ve doğal biçimde mens görebilmesi, beyin ön bölgesindeki duyarlılığın derecesine bağlıdır. Tedavi de bu bölgenin duyarlılığının azaltılması amaçlanmalıdır. Depresyon ilaçları beyin ön bölgesine değil, bu bölgenin etkisi altında olan ve limbik sistem adı verilen diğer beyin bölgelerine etkilidir. (Hemen tüm psikolojiyle ilgili psikiyatrik ilaç tedavileri, beyin ön bölgesi dışında diğer bölgeleri etkiler. Ama asıl sorun, beynin beyni olan ön bölgededir. Bu nedenle psikiyatri tedaviler bir ölçüde yetersiz kalır ve iyileşemeyen önemli bir hasta grubu ortaya çıkar, tıpkı Özlem hanım gibi…Bu tür hastalıklarda psikiyatrinin yapması gereken tedavi biçimi psikanalizdir. Psikanaliz, psikiyatrinin temelidir ancak etkili olabilmesi için bu konuda ayrıca uzmanlaşmış olmak gerekir. Gerçek bir psikanaliz, haftada birkaç gün süren seanslar halinde ve yıllar boyu devam eden süreçte gerçekleşir)
Son 20 yıl içinde önemli başarıların sağladığı nöroterapi yöntemini ABD’nde sayıları binleri aşan psikiyatrist, klinik psikolog ve nöroloji uzmanları kullanıyor. Bu yöntemde, önce çekilen beyin haritası (QEEG) ile beyindeki duyarlı bölgeler saptanıyor. Sonra nöroterapi aleti yardımıyla duyarlı bölgelerin tedavisi yapılıyor. 30 dakika süren seanslar halinde uygulanan nöroterapiden 1-3 ay içinde sonuç alınıyor. Beyin ön bölge duyarlılığı ve nöroterapiyle ilgili geniş bilgiyi www.beyindoktoru.com adlı siteden alabilirsiniz.
Kadına uygulanan şiddete tıbbi bakış
Author: admin

Kadına şiddet uygulanması anormal bir davranış biçimidir. İnsan davranışları beyinde şekillenir. Eğer bir erkek karısına şiddet uyguluyorsa, o erkeğin beyin çalışmasıyla ilgili bir sorunu olduğu kesindir.
Her erkek, eşine şiddet uygulamıyor. Bu nedenle şiddeti uygulayan erkeğin bu davranış biçimi bir bireysel özelliktir.
Beyin çalışma özellikleri, bireyin akıl ve kişilik özelliklerini sağlar. Psikoloji denilen kavram tamamen beyin çalışma özellikleri sonucu ortaya çıkar.
Milyarlarca beyin hücresinin oluşturduğu trilyonlarla ifade edilebilen ağ sistemi nedeniyle, her beynin ya da her bireyin akıl ve kişilik özellikleri kendine özgü (şahsına münhasır) ve tektir. Bu nedenle yaşamış ve yaşayan insanlar, genetik özellikler
Beyin gelişimine yön veren etkenler, dolaylı olarak kişilik özelliklerini de belirler.
Beyin gelişimini etkileyen faktörler:
- Genetik,
- Annenin hastalığı,
- Zor doğum,
- Anne sütü,
- Beyni etkileyen ateşli hastalıklar,
- Yaşam tarzı, eğitim ve çevre etkileri,
- Beslenme özellikleri,
- Hafif ya da şiddetli kafa darbeleri,
- Aşılar,
- Genel anestezi altında geçirilen ameliyatlar,
- Stres,
1. Anne-babadan alınan genetik özellikler, beyin gelişiminin temel yapısını oluşturur. Sayılan diğer faktörler, genetik yönden belirlenen özellikler üzerine bina edilir.
2. Annenin hamile iken içinde bulunduğu hastalık durumu, vücuttaki kimi hormonal çalışma bozukluklarına neden olur ve anne ile karnındaki bebeğin ilişkisini sağlayan kordonun çalışmasını etkileyerek bebeğin beyin gelişiminde değişikliklere neden olabilir.
3. Doğum zorlukları sonucu bebeğin beyin kanlanması geçici olarak etkilenebilir.
4. Anne sütü içinde bulunan kimi maddeler beyin gelişimi için gereklidir.
5. Kimi bakteriyel ve virüsler beyin çalışmasını etkileyebilir.
6. Beynin, insanlar için en önemli kazanılmış özelliği öğrenmedir. Damak tadından davranış modellerine, fiziksel etkinlikten teorik bilgilere kadar her konu, beyin yapısına yeni ağ sistemleri ekleyerek öğrenme işini gerçekleştirir. Beyin; Doğru ya da yanlış ayırımı yapmadan, kendine verilen bilgileri doğrudan öğrenir. Şiddetin uygulanacağı kişi, zaman ve ortam öğrenilen bir davranış modelidir.
7. Gelişen teknoloji ile değişen beslenme alışkanlıkları sonucu ortaya çıkan doğal olmayan besinler, beyin üzerinde önemli etkilere sahiptir. Bin yıllar boyunca doğada, doğal halde bulunan besinlerle gelişen bünyemiz; özellikle son 50 yılda ortaya çıkan yapay besin ürünlerine yabancıdır. Karton kutularda bir çok işlemden geçirilerek satılan sütler doğallıklarını tamamen yitirmişlerdir. Ekmek; saf buğdaydan değil, özü ve kepeğini kaybetmiş buğdaydan yapılır. Yürüyemeden, güneş ışığı görmeden ve tek yönlü beslenme ile yetiştirilen tavukların etleri ne derece sağlıklıdır? Sofra şekeri (glükoz) ile hazırlanan besinler ve şekerin kendisi, tamamen rafine edilmiş bir üründür ve sindirim yoluyla alınması insan bünyesine zararlıdır. İnsan vücudu; besin maddesi olarak aldığı protein, yağ ve birleşik karbonhidratlardan şekeri elde eder. Doğrudan alınan basit şeker, önce insülin sonra diğer vücut sistemlerini olumsuz yönde etkileyerek hastalıkların oluşmasına zemin hazırlar.
Özellikle saf şeker başta olmak üzere, doğal olmayan besin maddelerinin önemli etkileri beyinde gözleniyor. Saf şekerin ve glisemik endeksi arttıran hamur işi gibi diğer besin maddelerinin beyin üzerinde uyarıcı etkileri vardır. Bu etki, çocukluk dönemlerinden itibaren beyin tarafından öğrenilir. Beyin çalışma özellikleri duyarlı hale geldiği durumlarda (sinirli, üzgün, yorgun, dikkat azlığı vb.) beyin uyarılma ihtiyacı hissederek bu maddelerin alınmasını ister. Çayda bulunan tein, kahvede kafein, kolada x maddesi ve şeker, sigarada
8. Beyin, kafatası içinde, etrefında su dolu bir kesede bulunur. Kafatası içinde çeşitli kemik çıkıntıları vardır. İvmeli kafa hareketleri, beyne zarar verebilir ve sonuçta beyin çalışması etkilenebilir. Beyin ön bölgesi çalışmasıyla insan kişilik özelliklerinin önemli bir bölümü şekillenir. Sinirli, sabırsız, dikkat eksikliği olan bir kişinin beyin ön bölge çalışması duyarlıdır. Beyin temporal (şakak) bölgeleri ise duyguların ton ayarının yapıldığı bölgelerdir.
Beyin ön ve şakak bölgelerine alınan darbeler sonucunda ortaya çıkan davranış bozukluklarından biri de öfke (dürtü) kontrol bozukluğudur. Bu kişilerde sıklıkla şiddete eğilim gözlenir.
9. Aşılarda yer alan alimünyum, civa gibi ağır metallerin beyin üzerinde olumsuz etkileri vardır. 2002 yılında batıda bu maddelerin aşılardan çıkartılmasına karar verildi. Ülkemize dışarıdan gönderilen aşıların içeriği halen belirsiz. Üstelik Sağlık Bakanlığı yaptığı bir açıklamada, ağır metal içeren aşıların zararının olmadığını açıkladı. Oysaki son 50 yıl içinde otizm, dikkat eksikliği, immun sistem hastalıkları gibi durumlar, aşı uygulamasının yaygınlaşmasıyla birlikte önemli artış olduğu gözleniyor. Son günlerde ülkemizde tanıtımı yapılan pnömokok aşısı alüminyum içeriyor. Amerika’da aşılardaki ağır metallerin çıkartılması önerilirken Sağlık Bakanlığı’nın “zararsız” açıklaması, aşılara karşı güvensizlik yaratıyor.
10. Bilimsel çalışmalar genel anestezinin beyin çalışma özeliklerini olumsuz yönde etkilediğini bildirmiştir.
11. Her bireyin sahip olduğu benzersiz beyin çalışma özellikleri, yukarıda adı geçen etkenlerle şekillenerek kendi duygu, düşünce ve davranış özelliklerini belirler. Stresin etkisi bu nedenle her beyinde farklıdır. Çünkü, her beyin farklıdır. Kimi bir olaya çok şiddetli öfke ve saldırganlık tepkileri verirken kimi depresyona girer. Bir başkasında ise kalp spazmı gözlenir.
Sonuç olarak; erkeğin beyin çalışma özelliklerini düzeltmeden, kadına uygulanan şiddetin önüne geçmek olası değildir. Beyin özelliklerini etkileyen 11 maddeden genetik faktörler dışındaki 10’u düzeltilebilir özellikler içermektedir.
Huzurlu bir evlilik yaşamı sağlayamayan erkek, işinde ve sosyal çevresinde de başarısızdır. Kadına şiddet uygulayan erkeğin bu tavrı zaten yaşamda başarısız olduğunu kanıtlayan bir göstergedir. O, yaşamın rekabet kurallarına uyum sağlayamamış, bu nedenle kendinden fiziki alamda güçsüz olan eşine üstünlük taslayan, beyin fakiri bir zavallıdır.
Her şeyden önce beyninin iyileştirilmesine ihtiyacı vardır. Beyin çalışma duyarlılığı gösteren erkeklerin iyileştirilmesi mümkündür. Yeni gelişen nörolojik yöntemler, beyin duyarlılığını ölçme ve tedavi etme olanağını sağlıyor. Önemli sorun, bu yöntemlerin halen ülkemizde yaygın olarak bilinmemesi ve haliyle uygulanamamasıdır.
Dr. Güçlü Ildız
Gençlikte yıllar zor geçer. Dış etkenler bir yana hele içimizdeki fırtınalar dinmek bilmez. Dış etkenlerin başında parasızlık gelir. Aileyle yaşamanın getirdiği zorluklar. Aileyle birlikte olmanın keyfini bilemediğimiz yıllar. Çünkü onları sadece baskı unsuru olarak görürüz. Gerçekte öyledir de. Çünkü tehlikeleri onlar gördüğü için bizi sürekli uyarırlar. Biz de bu uyarılardan hiç keyif almayız. Özgür olmak isteriz. Kararlarımızı kendimiz vermek isteriz. Ama buna asla müsaade etmezler. Flört etmek isteriz, yakalanacağız diye ödümüz kopar. Çünkü ağabeyimiz ya da babamız gördüğünde nasıl kıyametler kopacağını düşünmek bile istemeyiz. Ağız tadıyla bir flört bile edemeyiz. Hadi kaçamak yapıp flört ettik ama ona sevdiğimizi söyleyemeyiz. Çünkü sevdiğimiz ya bizi bırakır giderse diye düşünürüz ya da bizi hafif kız diye tanımlar diye ödümüz kopar. Doya doya seni seviyorum diyememenin sıkıntısını yaşarız. Ya içimizdeki fırtınalar. Kendine güvensizlik. Kendini beğenmeme. Ya burnum kötüdür, ya biraz şişmanımdır ya da derdimi bir türlü anlatamıyorumdur. Kendimi iyi ifade edememenin sıkıntısını yaşıyorumdur. Ya yasak bir aşk yaşıyorumdur ya da sevdiğim beni sevmiyordur. Arkası arkasına gelen sorunlar yüzünden gençliğimizin en güzel yılları heba olup gider.
Yaş 35-40’ı geçtikten sonra bazı baskılardan kurtuluruz. Özgürlüğümüzü elimize almanın keyfi ile yüzümüz gülmeye başlar. Kendimizi iyi tanımanın getirdiği rahatlık yüz hatlarımıza yansır. Anne baba ile ilişkilerimiz düzelir. Onların kıymetini anlamaya başlarız. Kendimizi iyi ifade etmenin keyfini yaşarız. Artık fiziksel kusurlarımızı kabul edip kendimizi severiz. Canımız istediği zaman ağlamaya utanmayız. Her yerde kahkaha atmaya da utanmayız. Sevdiğime seni seviyorum dersek ya beni bırakır giderse diye aklımızdan bile geçmez. Eğer giderse güle güle deriz ve üstüne bir de kahkaha patlatırız :) Biri bizi terk edecek diye oturup üzülmeyiz. Zaten terk de edemez. Çünkü artık hoş bir kadın olmuşuzdur. Kadınlığın doruğunda yaşıyoruzdur. Benden daha iyisini mi bulacaktır. Birini ancak ben bırakırım, beni bırakıp gidemezler. Çünkü ben eğlenceli, akıllı, bilgili tam bir cemiyet kadını olmuşumdur. Yani artık vazgeçilmezim. Hani bir söz vardır; Bazı insanlar odadan çıktıklarında aydınlanır, bazı insanlar da odaya girdiklerinde aydınlanır.
İşte artık odayı girdiğimizde odayı aydınlatan kadınlar olmuşuzdur. Korkularımız yok olmuştur. Kariyerimizin en üst noktasına gelmişizdir. Ya da evliliklerimizi sorgulamışızdır. Mutsuz ise bunun çaresini bulacak cesaretimiz bile vardır artık. Doğru ve yanlışlarımıza karar vermişizdir. Yanlış yaptığımız zaman bunu itiraf etmekten çekinmeyiz. Hatta yanlış yapmaktan bile korkmayız artık. Sarhoş olduğumuzda da itiraf ederiz. Hayatı doya doya yaşadığımız bir dönem başlamıştır.
Bazı kadınlar bu dönemi yaşlılık olarak görür ve hayatı kendilerine zindan ederler. Oysaki ben bu dönemin kadınların en kadın olduğu yaş olarak düşünüyorum. Bu düşündüklerimi bir erkeğin kaleminden çıkmış bir yazıda okuyunca çok hoşuma gitti. Sabah gazetesinde Kazım Kanat köşesinde şöyle yazmış: “Bir kadına ‘Kadınların kadın olma yaşı kaçtır?’ diye sorabilseydim, acaba şöyle cevap verirmiydi. ‘Ekonomik açıdan özgürler. Ne istediklerini biliyorlar. Hayatla kavgalarını bitirmiş, hatta onunla barışmışlar bile. Ne estetik kaygısı, ne “Kim ne der?” duygusu…Oldukları gibi..Kimseden çekinmeden, ürkmeden. Birilerine hesap verme endişesi duymadan. İçlerinden geleni yapacak kadar hoyratlar. Zil zurna sarhoş olup ‘ben sarhoşum’ diyecek kadar.. Bu kadınlar, yılları geride bırakmışlar sadece, hayatı değil!”
Evet Kazım Kanat’ın dediği gibi 40 yaş üstü kadınlar sadece yılları geride bıraktık ama hayatı asla. Hayatı doya doya yaşıyoruz. Şimdi daha mutluyuz.
En iyi egzersiz hangisi?
Author: admin
Artık fitness denince akla sadece aerobik gelmiyor. Seçim yapmak için yardıma mı ihtiyacınız var? İşte size en favori sporların karşılaştırmaları…Günümüzde insanlar sağlıklarına daha çok önem veriyorlar ve spor salonlarına devam edenlerin sayısında da artış var. Durum böyleyken, sorun artık egzersize zaman ayırmak değil, ama bu değerli zamanı nerede ve nasıl geçirdiğiniz. Çünkü aerobik artık fitness denince akla gelen tek şey değil. Danstan boksa kadar farklı birçok aktivite fitnessın içine giriyor.
Yürüyüş ayakkabılarınızı ayağınıza geçirip sokağa mı fırlamalısınız, yoksa üyesi olduğunuz spor salonuna gidip oradaki aletleri mi denemelisiniz? Belki de sizin için uygun olan yogadır. Ya da tamamen yeni bir şey denemelisiniz: Mesela dans, boks ve tekvandonun birleşiminden oluşan tae bo. Cevabı, amaçlarınız belirleyecek. Yaptığınız spor her ne olursa olsun; size iyi gelecek, direnç ve kas gücünüzü arttıracak. Bu nedenle yapacağınız sporu seçerken başka noktaları da düşünmekte fayda var: Örneğin, günün yorgunluğunu atmanızı sağlayacak ve sizi eğlendirecek bir şeyler. Ya da adrenalin pompalayacak bir macera sporu. Hala seçim yapmakta zorlanananlar için en çok tercih edilen sporların bir karşılaştırması:
Yogaya karşı ağırlık kaldırma çalışmaları
Yoga, vücudunuzda ağırlık çalışmaları kadar kas yapmaz; ancak sırtın alt kısmı, basen, karın kasları gibi ana kas gruplarınıı belli bir hedefe yönlendirmede ve günlük bedensel aktiviteler için dayanıklılık sağlamada oldukça etkindir. Ayrıca vücuda esneklik ve gevşeme sağlar. Öte yandan dengeli ve güçlü bir vücut için ağırlık kaldırma gibisi yoktur. Her iki aktivite de farklı seviyelerde uygulanabilir ve sakatlanma durumlarında değiştirilerek uygulanabilir.
Dipnot: Yoga, ağırlık kaldırmanın yerini alabilir ama en iyi sonuç için her ikisinin bir kombinasyonunu uygulamak daha yararlı olacaktır. İki gün boyunca bu aktivitelerden bir tanesini, üçüncü günse diğerini yapabilirsiniz.
Koşuya karşı yüzme
Yüzme, karada yapılan sporlarda olduğu gibi pompalama ve çarpıntı yapmaksızın, kalbinizi ve akciğerlerinizi en iyi şekilde çalıştıracak harika bir spordur. Öte yandan koşu, yağ ve kalorilerin daha hızlı yakılmasını sağlar. Yüzme, suyun basıncından ötürü, tüm vücudunuzdaki kasların çalışmasını sağlar, ama koşu kemik yoğunluğunu arttırmak ve osteoporozu önlemek için daha iyi bir seçenektir.
Dipnot: Burada da kombinasyon en iyi seçenek gibi görünüyor. Her iki spor için de eşit zaman ayırın. Bu, kilo kaybı ve incinmelerin önlenmesi için en iyi dengeyi sağlayacaktır.
Tae Bo’ya karşı Bisiklet
Her iki spor da ter attıran ve kalori yakan aktiviteler. Eğer grup çalışmasından hoşlanıyor, ya da bir spor salonuna üyeyseniz o zaman muhtemelen bisiklet size daha uygundur. Tae Bo ise bir video kasetten kendi başınıza bile takip edebileceğiniz bir spor.
Dipnot: Her iki spor da yüksek yoğunluklu olduğundan, hangisini tercih ediyorsanız, onu seçin. Ama abartmayın ve vücudunuzu dinleyin. Eğer sürekli yorgun hissediyor ve canınız yanıyorsa, belki bu sporları fazla yapıyorsunuzdur. Bazıları iki günlük ağır bir çalışmadan sonra böyle hissederken, bazılarında bunların hiçbiri olmaz. Eğer bu egzersizler incinmeye sebep oluyorsa, belki de daha hafif egzersizler denemelisiniz.
Eliptik antrenmana karşılık yürüyüş
Yürüyüş, tüm fitness aktivitelerinin taçsız kralıdır. Dakika başına 4 ila 6 dakika gibi mütevazi bir miktarda kalori yaksa da, yorulmadan uzun süre devam edebildiğiniz için kilo verme açısından mükemmel bir spordur. Ayrıca çoğu zaman acı ya da ağrıya sebep olmaz. Eliptik antrenmansa, bugün çoğu spor salonunda görebileceğiniz, kalp için faydalı; bisiklet, koşu, yürüyüş, kayak gibi sporları bünyesinde toplayan aletlerle yapılan hareketlerdir. Eliptik antrenman da yürüyüşün pek çok avantajına sahip olmakla birlikte, kendine ait bazı avantaşlar getirir. Eliptik makinelerle hızlı hareket değişimi yapmak mümkündür ve aynı zamanda da üzerindeki ölçme cihazları sayesinde, ne yaptığınızı ölçme şansınız olur.
Dipnot: Bu iki aktivite, size getirileri açısından birbirlerine yakındır. Bu durumda iş sadece ekonomi yapıp yapmamaya kalıyor. Düşük teknolojili ve ucuz olan yürüyüşle, pahalı bir spor salonu üyeliğiyle yapabileceğiniz eliptik antrenman arasındaki seçim size kalmış. Ayrıca bunların her ikisini de yapmanız mümkündür.
